Ibrahim bin Ethem

Moderatör: acem_kızı

Ibrahim bin Ethem

Mesajgönderen nevmati » Pzr Tem 30, 2006 5:00 pm

Mana denizinin yüzücüsü- VELI Ibrahim bin Ethem




Ey gâfil! Sen Allah (c.c) Teâlâ'yı ipek ve atlas döşekler içinde,

inci ve altın tahtlar üzerinde arıyorsun ya?!

Bunun damda deve aramaktan ne farkı var?


İbrahim Edhem Hazretleri, tâbiînin meşhûr âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden olup, müttakî–i zaman ve sıddîk–ı devran idi. Kendisi birinci tabaka velilerdendir.

Adı İbrahim, babasının adı Edhem'dir. Künyesi ise Ebû İshak'dır. Pâk nesebi Hz. Ömer'e dayanır. Doğum tarihi kesin olarak belli olmayıp, ihtilaflıdır. Bir rivayete göre; hicrî 95 yılında dünyaya gelmiş olup, vefatı ise hicrî 161 (m. 778) yılında vuku bulmuştur.

Horasanın Belh şehrinde dünyaya geldi. Bir diğer rivayete göre de anne ve babası hac için Mekke'de olduğu sırada orada doğdu.

İbrahim Edhem, İmam Azam Ebû Hanîfe ile görüşüp sohbet etmiş ve aralarında bir dostluk meydana gelmişti. Evliyâullahtan pek çok zat ile müşerref oldu. Verâda çok yüksek makam ve şan sahibi idi. Sonraları Mekke–i Mükerreme'ye giderek orada mücavir olarak kaldı. Mekke'de Süfyân–ı Sevrî, Fudayl b. Iyad ile tanışıp kendileriyle dost oldu. Ebû Osman el–Esved, Süleyman el–Havvas, Ebû Abdullah el–Kalânisî ve Şakik–i Belhî gibi zatlar İbrahim b. Edhem'in en yakın arkadaşlarındandı.

Cüneyd–i Bağdâdî Hazretleri Onun için "İbrahim miftahu'l–ulûmdur." diyerek, bu yolun bilgilerinin anahtarının İbrahim b. Edhem'in elinde olduğunu ifade etmiştir.

İbrahim b. Edhem devamlı oruçlu bulunurdu, yediği zaman da yiyeceği çoğu defa tuzsuz pişen sebzeler olurdu. Yalın ayak gezer, yamalı elbise giyer ve az uyurdu. Helâl yemek konusunda da son derece hassastı. Öğütlerinde, helâl kazancın önemini vurgulardı. "Bizim yanımızda yiğit; çok ibadet eden değil, yediğine dikkat eden, midesine haram lokma sokmayandır." derdi. Bir gün İbrahim b. Edhem Hazretleri'ne duaların kabul edilmesi için ne yapmaları gerektiğini sordular, cevaben dedi ki:

"Helâl ye ve dilediğin gibi dua et!" Ve yine buyurdu ki:

"Yediğin helâl olsun da, istersen sabaha kadar nafile namaz kılma ve istersen gündüzleri nafile oruç tutma."

Mürşidi Fudayl b. Iyad Hazretleri idi. Fakr ve tecerrüd hırkasını onun elinden giydi. Ayrıca İmrân bin Mûsâ bin Zeyd ve Şeyh Mansûr Selmî Hazretleri'nin kendilerinden, Üveysü'l–Karânî Hazretleri'nin de rûhâniyetinden istifade etmiştir.

Mevlânâ Celâleddin–i Rûmî Kuddise Sırruhu ise, onu, "mâna denizinin yüzücüleri" olarak vasıflandırdığı Bâyezîd–i Bestâmî, Cüneyd–i Bağdâdî gibi mutasavvıflarla birlikte zikreder ve Ebû Hanîfe'ye uyanların din yolunu kesen eşkıyanın şerrinden kurtulduğunu, bu mutasavvıflara uyanların ise hilekâr nefsin tuzaklarından sâlim olduğunu söyler.

İbrahim b. Edhem Hazretleri'nin hakkında kaynaklarda pek çok muhtelif rivayetler vardır. Tevbe edip zühd yoluna girmeden evvel, Belh padişahı olduğu rivayeti meşhurdur. Önceleri tahtta oturur ve pahalı elbiseler giyerdi. Ata biner, avlanmayı sever ve maiyetiyle beraber tantana ile gezerdi. Daha sonra o bütün bunları terk etmiş ve Allah (c.c) Teâlâ'ya gönül vermiştir. Mübârek sözleri ve kerâmetleri dilden dile dolaşmış, muhabbeti hep gönüllerde yaşamıştır.

İbrahim b. Edhem'in âdeta destanlaştırılan hayatı ve menkıbeleri anlatılırken, sahip olduğu bütün bu servetten, mülk ve saltanattan, elindeki her türlü maddî imkândan vazgeçip zühd yolunu seçmesi şöyle anlatılmıştır:

Bir gece sarayında tahtı üzerinde uyuya kalmıştı. Gece bir gürültü ile uyandı. Tavandan tıkırtılar, gürültüler geliyordu. O gürültü yapana seslendi

–Kim o?!

Damdaki cevap verdi:

–Yabancı değilim, devemi kaybettim de onu arıyorum!

İbrahim Edhem bu cevaba çok

kızdı, sert bir sesle:

–Be hey şaşkın adam, damda hiç deve aranır mı?! deyince, o damdaki zat şu karşılığı verdi:

–Ey gâfil! Sen Allah (c.c) Teâlâ'yı ipek ve atlas döşekler içinde, inci ve altın tahtlar üzerinde arıyorsun ya?! Bunun damda deve aramaktan ne farkı var?

İbrahim b. Edhem hemen yerinden fırladı ve adamlarını çağırıp her tarafı arattı; fakat ne sarayın damında, ne de bahçesinde hiç kimseyi bulamadı. Tabiî içine bir ateş düştü ve bu olayı düşünmekten sabaha kadar uyuyamadı.

Ertesi gün saray erkânı toplanmış ve divan kurulmuştu. İbahim b. Edhem de geldi ve geçip tahtına oturdu; ama hâlâ bu olayı düşünüyor, olayın mahiyetini kavramaya çalışıyordu. Divanda birtakım devlet meseleleri istişare edilirken aniden heybetli bir adam hızla içeri girdi. Ona ne nöbetçiler, ne de muhafızlar engel olamamışlardı. İbrahim Edhem, gelip karşısında duran bu adama kim olduğunu, burada ne işi olduğunu ve ne istediğini sordu. Adam:

–Bir yolcuyum. Bu handa birkaç gün kalmak istiyorum. dedi. Tabiî İbrahim Edhem bu

söze kızarak:

–Be adam, burası han mıdır ki kalacaksın?! Burası bana ait olan bir saraydır, diye cevap verdi. O zat:

–Peki, bu saray senden evvel kimindi?

–Babamındı.

–Ondan önce kimindi?

–Dedemin, ondan önce de atalarımın.

–Peki, onlar şimdi neredeler?

–Öldüler.

–Bu saray nasıl senindir ki, biri gidiyor biri geliyor. Böyle bir yer han değil de nedir? diyerek geldiği gibi çıktı gitti. Tabiî o zaman İbrahim Edhem'in aklı başına geldi. Belli ki, akşam damda "deve arıyorum" diyen adam, bu adamdı. Hemen o zatın peşine düştü. Bir müddet sonra nihayet ona ulaşıp: "Sen kimsin?" diye sorunca, o zat: "Ben Hızır'ım." dedi. Böylece mesele anlaşılmıştı. Ve bir müddet konuştular. Bu konuşmadan sonra İbrahim Edhem'in kalbi Allah (c.c) Teâlâ'nın aşkı ile yandı ve şimdiye kadar yaptığı bütün günahlara, hata ve kusurlara tevbe etti. O andan itibaren tacını, tahtını bırakıp zühd yolunu seçti ve evliyânın reislerinden oldu. Öyle bir mâneviyat sultanı oldu ki, dünya sultanları unutuldu; fakat o unutulmadı.

Tacını, tahtını bırakıp dervişliğe soyunmasına sebep olan bir başka hâdiseden daha bahsedilmektedir ki, şöyle anlatılır:

İbrahim b. Edhem avlanmayı çok sever, sık sık maiyetiyle beraber ava çıkardı. Yine bir gün ava çıkmak için gerekli hazırlıkların yapılmasını ve atların hazırlanmasını istedi. Uşaklar, hizmetçiler gerekli hazırlıkları yaptılar ve beraberce sahraya çıktılar, bir hayli at sürdüler. İbrahim b. Edhem, atını ileri sürerek diğerlerinden ayrılmıştı ki, bir ara "İntebih!" yani "Uyan!" diye bir ses işitti. İbrahim b. Edhem bu sese aldırmadı ve yoluna devam etti. O esnada yine "İntebih!" denildi. Yine duymazdan gelince bu sefer "İntebih kable en tüntebeh!" "ölmeden önce kendin uyan!" sözünü duyunca irkildi ve etkilendi. O sırada karşısına bir ceylan çıktı. İçinden o ceylanı avlamak geçti. Okunu çıkardı, yayını gerdi, tam oku atıp ceylanı avlayacak iken ceylan dile geldi: "Ey İbrahim! Allah (c.c) seni avlanasın diye mi yarattı? Senin bundan başka işin yok mu?" dedi. İbrahim b. Edhem bu sözleri düşünürken: "Yâ İbrahim! Sen bunun için yaratılmadın ve bununla emrolunmadın!" diye bir nidâ daha işitti. Bu nidâ onu titretti. Aniden rûhî bir değişime uğradı, şevki arttı ve keşfi açıldı. Birden ağlamaya başladı, o kadar ağladı ki, gözünün yaşından elbiseleri dahi ıslandı. "Âlemlerin Rabbinden bana bir ikaz geldi. Allah (c.c) Teâlâ'ya yemin ederim ki, bu günden sonra Allah (c.c)'a isyân etmeyeceğim. Rabbim, sâlih insan olmamı istiyor!" dedi. Canı gönülden tövbe istiğfar etti. Böylece bu hâl içinde giderken yolda kendi tebaasından bir çobana rastladı. Üzerindeki bütün kıymetli eşyalarını, işlemeli kıymetli elbiselerini çobana verdi. Onun eski elbisesini, keçe takkesini ve kepeneğini alıp giydi. Böylece her şeyi bırakıp Allah (c.c) Teâlâ'nın yoluna girdi. İbrahim b. Edhem'in bu hâline melekler nazar ediyorlardı. Onun için: "Padişah libasını çıkarıp cennet ve cemalullah âşıkı oldu, âhiret elbisesini giydi." dediler.

Kelâbâzî Kuddise Sırruhu, gaipten gelen bir sesle Allah (c.c) tarafından uyarıldığı için İbrahim b. Edhem'i "Murad" vasfına sahip olan sûfîlerden, Hakk'ın cezbe kuvvetiyle kendine çektiği ve içindeki hâlleri müşahede ettirdiği zatlardan saymakta ve bu tür bir cezbeye tutulanlara önce kendi hâllerinin gösterildiğini, ardından nefis ve maldan uzaklaştırıldıklarını ifade etmektedir.

İbrahim b. Edhem tacı, tahtı bırakıp tevbekâr olunca Belh şehrinden ayrılıp Merv şehrine doğru yola koyuldu. Bu yolculuk esnasında bir yerde baktı ki, gözleri görmeyen bir adam bir köprüden geçmeye çalışıyor. Fakat adam gözleri görmediğinden köprüden nehre düştü. İşte tam o sırada İbrahim bin Edhem bunu görünce: "Allah (c.c)ümmahfezhu" "Allah (c.c)'ım, onu muhâfaza et!" diye dua etti. Bu duayı edince köprüden nehre düşmekte olan âmâ havada öylece asılı kaldı. Köprü ile nehir arasında boşlukta, muallakta kalıp düşmedi. Halk bunu görünce bu keramete hayran kaldılar. Etrafta bulunanlar, âmâyı tutup yukarı çektiler ve İbrahim bin Edhem'in büyüklüğünü tasdik ettiler.
nevmati
SV Yenisi
SV Yenisi

 
Kayıt: 04.07.2006
Üye No: 162
Mesajlar: 0
Konum: AkÄ?ncÄ? Yurdu Serhad BoylarÄ?ndan

Mesajgönderen LaZKoPaT » Pzr Tem 30, 2006 11:25 pm

nevmati, paylaşımın için sağoll kardeşşş bu sayfada bir çok paylaşımın var hepsini okumaya vaktiim olmadıı ama eminim hepsi harikadıır hepsi için ayrı ayrı sağoll kardeşim
Şahid Olsun Akan Kanlar Geliyor Bahar Zalimin Hesabı Varsa Allah (c.c)'ın da Var... Bir Gün Hesap Soracaklar Yanan Çocuklar...

KURTLAR VADiSi operasyonu KURUCUSU ve şEFi
LaZKoPaT
SV Üyesi
SV Üyesi
Kullanıcı avatarı
 
Kayıt: 06.07.2006
Üye No: 529
Mesajlar: 77
Konum: cocuklugumdan

Mesajgönderen nevmati » Pzt Tem 31, 2006 1:27 am

LaZKoPaT, eyvallah kardeş :wink:
nevmati
SV Yenisi
SV Yenisi

 
Kayıt: 04.07.2006
Üye No: 162
Mesajlar: 0
Konum: AkÄ?ncÄ? Yurdu Serhad BoylarÄ?ndan

Mesajgönderen Microsoft » Sal Eyl 18, 2007 4:57 pm

sağol
Elveda yaşanmış ve yaşanacak güzel günler,
Elveda yaşanmış sevdalar ve yaşanan mücadele.
Microsoft
SV Üyesi
SV Üyesi

 
Kayıt: 23.07.2007
Üye No: 23550
Mesajlar: 103
Konum: iStanBuLLu


Dön Alimler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir